İnsanoğlunun tanıştığı ilk malzemelerden biri seramik. O kadar güvenilir bir malzeme ki, yüzyıllar boyunca aramızdan su sızmamış olması şaşırtmıyor. Temel ihtiyaçlarımızı karşıladığımız yetmemiş, bir süre sonra seramiği yaşadığımız alanları dekore etmek amaçlı da kullanmaya başlamışız. Hatta onu ulaşabileceği en üst seviyeye, yani porselene dönüştürmeyi başardıktan sonra bu konuda dur durak bilmemişiz. (Bkz. büyükannenizin evinde, dantel örtüler üzerindeki biblolar.) Seramik ya da porselenin tarihi kadar eski olmasa da, sanatçıların sağdan soldan buldukları objeleri şahsi iradeleri ile modifiye ederek sanat icra etmeleri yeni bir icat değil. Görsel anlatımlardan ziyade fikirlerle ilgilendiği gerekçesini öne sürüp, kariyerinin orta noktasında resim yapmayı bırakan Marcel  Duchamp ‘readymade’ kavramını resmi sanat sözlüklerine soktuğu günden beri, günlük hayata dair objelerin sanat eseri olarak kaale alınıp alınamayacağını sorgulamayı bıraktık. Ya da belki de daha çok sorgular olduk, zira daha önce bir porselen pisuar üzerine kafa yormamız ve uzun uzun konuşmamız gerekmemişti.
Marcel Duchamp’nın pisuarı provokatif ve ironikti. Tıpkı, Barnaby Barford’un porselen hikayeleri gibi… Ucuz seri üretim ya da pek o kadar da ucuz olmayan eski porselen bibloları kırıp yapıştırmak suretiyle modifiye ederek, modern zamanlarda geçen hikayeler anlatıyor Barnaby Barford. 19. Yüzyıldan insan manzaralarına eşlik eden fast food poşetleri, kapişonlu eşofman üstleri ya da akıllı cep telefonları ile karşılaştığımız hikayeler… Kırmızı güller üzerinde dans eden azizelerin ellerindeki tabancaları fark edinceye kadar hazırlıksız yakaladığı gözlere hayli geleneksel ve fazlasıyla naif görünen biblolar… Barnaby Barford porselen biblolarında sanat, tasarım ve zanaat arasındaki tartışılır çizgileri iyiden iyiye birbirine doluyor.   İlk bakışta pek çok biblonun yaptığı gibi ‘ideal’ manzaralar ortaya koyuyormuş gibi görünseler de, onun elinden çıkan bu klasik duruşlu objelerin muhteviyatında karanlık bir mizah anlayışı var. Masal ile gerçek arasında bir denge ile birlikte gelen, günümüze ait mesajlar da… Barnaby Barford bu mesajlarda hiçbir şekilde eleştiriye kaçmadan, sadece şimdiki zamanda olanları ve bitenleri anlatıyor, yaşadığımız vakitlere dair gelecekte okunacak izler bırakıyor. Çoğunlukla da zamane gençlerinin haletiruhiyeleri ve onların geçkin jenerasyonlar tarafından algılanış biçimlerini kendisine konu belliyor.   Eserlerine verdiği isimler de Barnaby Barford’un porselen hikayelerinin önemli birer parçası. İsimler aracılığıyla kimi zaman sizi anlatmak istediği hikayeye doğru sürüklerken, bazen de karşınızdaki bibloya tamamen başka bir açıdan bakmanıza aracılık ediyor.   Üretimlerinde kullandığı eski bibloları çoğunlukla pazarlarda, eskicilerde, eBay’de ve kermeslerde buluyor. Hiç kimsenin artık istemediği bibloları, o istiyor ve topluyor. Onları bozuyor, parçalara ayırıyor, yeni detaylar ekliyor ve yeniden boyuyor. Yaklaşık üç ay süren bir çalışmanın eseri her bir biblo. İmza, Barnaby Barford.   Plymouth Üniversitesi’ndeki 3D tasarım eğitimi üzerine İtalya’ya giderek ISIA Sanat ve Tasarım Okulu’nda seramik odaklı çalışmalara yoğunlaşan Barnaby Barford, 2002 yılında Royal College of Art’tan seramik ve cam üzerine master diploması ile ayrıldı. 2004 yılında Wallpaper* tarafından ‘Yılın Genç Tasarımcısı’ ilan edildi ve bu başarı ona sayısız sergi açma ve müze koleksiyonuna dahil olma fırsatının yanı sıra, dünya çapında markalar ile işbirliklerinin de birbiri ardına kapılarını açtı. 2007 yılında ünlü porselen markası Nymphenburg ile yollarının keşismesi tesadüf değildi. Barnaby Barford marka için tasarladığı ‘Global Service’ adlı 14 tabaktan oluşan seride, her bir tabak üzerine dünya haritasından farklı bir kesit taşıdı. Birbirlerini hiç tanımadan aynı yemek masası etrafında toplanan insanları bir sohbetin içine sürüklemek fikrinden yola çıktığı bu tabak setinde, ilk bakışta soyut desenler gibi coğrafyalar bir araya geldi ve tüm dünya masaya yukarıdan bakanların önüne serildi. Nymphenburg ibaresi ile birlikte Barnaby Barford’ın ünü de dünya ekseni etrafında bir tur atmış oldu. 2008 yılında, bir aşk hikayesi anlatmaları için porselenlerine 3D stop motion tekniğinden faydalanarak, ‘Damaged Goods’ adlı bir filmde hayat verdi. 2013 yılında Louis Vuitton, Londra’nın ünlü mağazası Selfridge’s içinde kendi alanını yarattığı üç katlı Townhouse projesi için Hayakawa Katsumi ve Bumpo Teppei ile birlikte Barnaby Barford’dan da farklı seramik heykel çalışmaları talep ettiğinde, kendine çoktan porselen ve seramikle oynayacağı yeni bir biçim ve format bulmuştu. Bu ‘son moda’ talebi, aynı yıl Londra’daki David Gill Galleries’de sergilenen ‘The Seven Deadly Sins’ (Yedi Ölümcül Günah) adlı koleksiyonunu baz alarak karşılayan Barnaby Barford, binlerce porselen çiçek, yaprak ve kelebek figürünün oluşturduğu heykellerini aynalar üzerine monte ederek, o aynalara bakan herkesi sanat eserlerinin birer parçası olmaya davet etti.   Evdeki eski seramik ya da porselenleri atarken, artık bir kez daha düşünmek gerekiyor. Siz onları istemiyorsanız, Barnaby Barford kesinlikle istiyor.
Every By Nef
Yazar

Every By Nef

Gizlilik İlkeleri & Kullanım Koşulları

Nef’in web formunu dolduran müşteri tarafından siteye kayıt formunda belirtilen veya daha sonra kendisi tarafından güncellenen adresi, e-posta adresi, sabit ve mobil telefon hatları ve diğer iletişim bilgileri üzerinden mektup, e-posta, SMS, telefon görüşmesi ve diğer yollarla üyeye iletişim, pazarlama, bildirim ve diğer amaçlarla kullanıcıya ulaşma hakkı bulunmaktadır. Müşteri, Nef’in web sitesinden bilgi formu doldururken ve/veya başka yollarla geçmişte vermiş olduğu ve/veya gelecekte vereceği kişisel ve alışveriş bilgilerinin ve alışveriş ve/veya tüketici davranış bilgilerinin yukarıdaki amaçlarla toplanmasına, kullanılmasına ve arşivlenmesine izin verdiğini beyan ve kabul eder. Müşteri kendisine yönelik yukarıda belirtilen iletişim faaliyetlerinin devam etmemesini ve veri paylaşım tercihlerini değiştirmek isterse bu talebini Nef’in info@nef.com.tr adresine iletebilir.