Sanat Eseri mi, Tasarım Objesi mi? Fonksiyonel Heykeller

Keşfetmek ya da yeniden anlamak üzere dünyanın dört bir yanındaki müzelere akın ettiğimiz sanat eserleri bize gerçekten bu kadar uzak mı? Yoksa biz mi onların ‘erişilmesi güç’ olduğu yanılgısına kapılıyoruz? Görelim.


Çağdaş sanat hala birçoğumuza karmaşık ya da zorlayıcı gelse de aslında durum o kadar da bunaltıcı değil. Kavramsal sanat ve yeni medya ile tanışmamızdan önceki dönemde oldukça ‘seyrinde’ ilerleyen sanat üretim ve tüketim süreci, son derece basit bir ihtiyacın sonucunda doğdu: Mimesis yani taklit. Mağara resimlerinden Antik Yunan eserlerine uzanan o uzun ve oldukça sancılı dönemde taklit amacı zaman zaman yerini araç olmaya bıraksa da doğayı anlamak ve anlatmak üzere yola çıkan sanat, aslında daima hayatın bir parçasıydı. Ne zaman ki bu taklit aşkı biraz da ‘belgeleme’ isteğiyle bütünleşti, sanat da o zaman saraylara girmeye ve orada sergilenmeye başladı. Tarih boyunca bu gizlenme ve açığa çıkma döngüsünde gidip gelen sanat; yeri geldi ‘yüksek’ oldu, yeri geldi ‘toplum için’ yapıldı. Resimden heykele, fotoğraftan sinemaya tüm sanat dallarında bu döngü daim oldu ve hatta olmaya da devam ediyor.

Seri Üretim Sanat Eserleri ya da Yeni Çağ

Sanatın doğayı ve hatta toplumu yansıttığı görüşü kadar; aslında bu amaçtan çok daha uzakta, başka bir dünyanın kapılarını açtığını düşünen soyut sanat, süreç sanatı, performans sanatı ya da yeni medya gibi birçok kırılım da aslında sanatın tanımını genişletmeye ve geliştirmeye yardımcı oldu. 1920’li yıllarda minik bir kıvılcımla başlayıp 40’lı, 60’lı ve son olarak 90’lı yıllarda keskinlik kazanan ‘her şeyin sanat olduğu düşüncesi’ ise sanatın alınıp satılabilir bir şey olmasını kolaylaştırdı ve bazı sanat eserlerinin dekorasyon objesi olarak kullanılması noktasına gelindi. Saraylarda hayat bulan yüksek sanat düşünüldüğünde pek de yeni sayılmayan bu süreç, herkesin sanatçı olduğu günümüz dünyasında ise bambaşka bir yöne evrildi. Sanat eserleri, müzelerin yanı sıra evlerde de yer almaya başladı. Her şeyin yeniden üretilebildiği bu kopyalarla dolu bir evrende, tıpkı bant sistemi üretimine geçildiği dönemde üretilen otomobiller gibi ‘sanat eserleri’ de kolayca kopyalanabilir biçimde üretildi ve ‘uygun fiyatlarla’ ev dekorasyonlarında yerlerini aldı. Ünlü eserlerin baskıları çerçevelenerek evlere asıldı ya da 3D yazıcılarla minik Davut heykelleri salonların baş köşesinde yerini aldı.

Klasik Sanata Zekice Bir Müdahale: Fonksiyonel Heykeller

Sanatçılar ve sanatseverlerin büyük bir kısmı, bu durduralamayan sanat üretim ve tüketiminin karşısında yer alıp sanatın basitleştirildiğini savundular. Sürekli kopyalanan ve gerçeğini aratmayan bu eserlerin gerçek anlamını yitireceğini tüm dünyaya cesurca ilan eden Walter Benjamin haklıydı. Sanatın müzelere hapsolmasının doğru olmaması gibi sanat eserlerinin de yeniden üretilmesinin dekoratif kaygılar dışında kimseye bir faydası da bulunmuyordu. Bu esnada Sebastian Errazuriz gibi sanatçılar, bu durumu pozitif yönde yorumlayarak klasik sanattan esinlenen, özgün tasarım objelerini hayata geçirdi. Errazuriz elbette ki bu yorumun ilk ya da son temsilcisi değil, ancak en önemlilerinden biri olduğunu söylenebilir.

Klasik Sanata Saygıyla ve Teknolojinin Desteğiyle

Şili doğumlu sanatçı, Fonksiyonel Heykeller adını verdiği bu özel tasarım objelerinde, klasik sanatın ‘yüksek’ detaylarını sandalyelere, masalara ve raflara taşıyarak yepyeni bir yorumla karşımıza çıkıyor. Burada klasik sanatın yerilmediği gibi gündelik objelerin de yüceltilmediği ince bir çizgi görüyoruz. Aslında teknik oldukça teknolojik: Louvre Müzesi ya da Vatikan’dan ‘alınmış’ gibi görünen bu özel tasarımlar, dünyanın dört bir yanındaki müzelerde bulunan Yunan ve Roma heykellerinin 3D taranmasıyla hazırlanmış. Bu taramalar ise daha sonra dijital olarak manipüle edillerek mermer ve mermer kompozit kullanılıp fonksiyonel mobilyalara dönüştürülmüş. Sanatın kutsal ve bir o kadar da katı kurallarını teknoloji aracılığıyla ‘hacklemek’ ve bu sayede herkes için erişilebilir hale getirmek amacıyla yola çıkan sanatçı; Kanatlı Tanrıça Nike’nin arz-ı endam ettiği kitaplık tasarımı başta olmak üzere sanat tarihine çok net referanslar verdiği; yer yer provokatif, yer yer oldukça naif tasarımlarıyla kalbimizi kazanıyor ve soruyor: Bu tasarımlar, ilham aldıkları orijinallerini taklit etselerdi bu denli başarılı olabilirler miydi? Yanıtı sizlere bırakıyoruz.

03.07.2018 - Tasarım ve Mimari
Mimari, Tasarım, Sanat