Milliyet gazetesi sorularını Nef İcra Kurulu Üyesi Selçuk Çelik yanıtladı.

*Bundan sonra yapı/inşaat sektörünü neler bekliyor? Sektör için hangi değişimler kaçınılmaz olmalı?

Buna birkaç açıdan bakmak gerekiyor aslında.
İlki, ülkemizin değişen demografik ve sosyoekonomik yapısı. Dikkat ederseniz, ülkemizde hane halkı ortalaması 20 yılda 5,5’tan 3,3’e geriledi. Ancak 2006-2013 arasında ciddi bir alım gücü oluşmuştu. Fakat arsaların çok pahalı oluşu, evlerin boyutunu küçültmüştü. Burada da mimari deatylar ve fonksiyonel yaşam alanları ön plana çıkmıştı. Biz de buluşlarımızdan “Foldhome” konseptiyle sadece Türkiye’de değil tüm dünyada diğer gayrimenkul geliştiricilerinden ayrışmıştık. İkincisi pandeminin hızlandırdığı yaşam alanlarındaki yeni trendler. 

Nef projelerinde bulunan Foldhome konseptimiz de aslında hem pandemi ile oluşan bu yeni normalin ihtiyaçlarına yanıt veren ama çok çok önce hayata geçen bir keşifti. Sosyal mesafeli yaşam kültürünün kurallarını bünyesinde barındırıyor nitekim. Foldhome konseptimiz sayesinde stüdyo daire satın alan bir yatırımcımız, misafir odası, müzik odası, spor odası gibi 24 farklı odayı da satın almış oluyor. Katlanır ev anlamına gelen Foldhome konsepti ile, bir eve sığmayacak tüm odalar katlanarak eve dahil edilebiliyor. Foldhome sistemi, 5 bin metrekarelik bir evin sahip olabileceği özellikleri sunan mimari bir yaklaşım oluyor. 24 farklı oda konseptiyle hayata geçirilen bu mimari yaklaşım ile kişisel alanları dilediğiniz zaman evinize dahil etme olanağı buluyorsunuz. Özellikle sosyal mesafenin önem taşıdığı bu günlerde, evinizin bulunduğu binada dilediğiniz an eve ekleyebileceğiniz bir sinema salonu, sanat odası, misafir odası olması Nef projelerine olan ilgiyi de artırıyor. Özetle insanların karşılayabilecekleri fiyatın 10 katı üstünde değere sahip evlere ulaşabilmelerini sağladık. Bunu Foldhome konseptini, endüstriyel tasarımcılarla çalışarak ve farklı tasarım anlayışımızla sağladık. 

Üçüncüsü ise inşaat sektöründe değişmeye başlayan üretim süreçleri. Yüzyıllardır aynı metodun uygulandığı sektörde artık yerinde değil, endüstriyel üretimler öne çıkmaya başladı. Yerinde monte ederek, hızlı ve etkim üretim metotları dünyada yaygınlaşıyor. Bu süreç sektörümüz için de kaçınılmaz olacak kanaatindeyim. 

*Evin içinden daireye, binaya, sokağa, semte, hatta şehirlere kadar nasıl bir dönüşüm olmalı?

Daha bütüncül yaklaşımın kaçınılmaz olduğunu söylemem gerekiyor. Önce büyük resimde mimariyi şekillendirip detaylara inmenin önemi her geçen gün daha da fazla anlaşılıyor. Nef projelerimizde, misafir odasından spor salonu’na kadar 24 farklı konsepti paylaşmayı, tüketimi de minimalize etmeyi teşvik ettik, ediyoruz aslında. Lüksü ulaşılabilir kılıp, bir paylaşım ağı oluşturmanın verimli olduğunu müşterilerimizin tapkilerinden de ölçüyoruz. İnsanların nefes alacağı, vakit ayıracağı mekanlar inşa etmenin, bunu da masterplanlar üstüne oturtmanın önemini Nef ve Kentsel Strateji Ortaklığı ile 17 Ağustos 2013’te kurulan Kentsel Vizyon Platformu ile de vurgulamıştık.  

*Dünya aynı zamanda iklim krizinin pençesinde, hazırlıklar iklim sorunu kadar hızlı ilerlemiyor. İklim krizinde binalar, şehir yapılaşmaları nasıl bir rol oynuyor, bu büyük sorun için neler önerirsiniz, kendi adınıza uyguladığınız çözümsel yaklaşımlarınız var mı?

Burada Kentsel Vizyon Platformu üzerinden gerçekleştirdiğimiz önerilerin yanı sıra elbette yukarıda bahsettiğim inşaat sektöründe endüstriyel üretime geçmenin de sürdürülebilirlik açısından değerli olduğunu düşünüyorum. Nitekim artık kentler, geçmiş yüzyılın sonlarından itibaren dünya nüfusunun yarısından fazlasını barındırmaya başlamış durumda. İklimin doğal değişkenliğine ek olarak, fosil yakıtların aşırı kullanımı, arazi kullanım değişiklikleri, ormansızlaşma gibi hız kazanan insan faaliyetleri etkisiyle birlikte, atmosferdeki doğal dengenin bozulmasına ve sera gazı emisyonlarının artmasına da yol açmaktadır. Bu doğrultuda, iklim değişikliğine yol açan sera gazlarının yerleşim alanlarında iklim sisteminin düzgün biçimde işlemesine olanak verecek düzeyde tutulması amacıyla kentlerde sera gazı envanterlerinin çıkartılıp, belirlenen azaltım hedefleri doğrultusunda enerji, tarım ve su kaynaklarının yönetiminin ve planlamasının yeniden oluşturulması gerekmektedir. İklim değişikliğiyle mücadele ederken mevcut durumun daha iyi analiz edilmesi ve belirli hedefleri somut olarak en iyi biçimde ortaya koymak için bu envanterlerin yapılması gereklidir. Kentlerdeki karbon akışlarının anlaşılması ve ölçülmesi sayesinde kentsel sürdürülebilirliğin belirlenmesi için etkili bir ölçüm sağlanacak ve belirlenecek kentsel altyapı düzenlemeleriyle sürdürülebilir ve yaşanabilir kentler oluşturulabilecektir. Bu aktörlerin işbirliğine yönelik faaliyetlerini ve stratejilerini geliştirmeleri, elbette öncelikli olarak güçlü siyasi iradenin ve hükümet politikalarının bu yönde bir istenç yaratması ve özellikle yerel yönetimlerin asıl uygulayıcı olarak kentsel sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik bu süreçte yer almaları başarının sağlanması için bir ön koşuldur. Bu bakımdan ilgili kentsel politikanın belirlenmesi ve planlanmasını, karar almayı ve uygulamayı içeren tüm süreçlerde toplumun tüm aktörleriyle koordinasyonun sağlanması ve etkin katılımı için verilebilecek iyi ve başarılı uygulama örnekleri arasında New York, San Francisco ve Copenhagen gibi kentler bulunmaktadır. New York ve Stockholm gibi iyi ve başarılı uygulama örnekleriyle ise; yerel yönetimlerin belirledikleri iklim politikalarını sürdürülebilir kalkınma stratejilerine ve daha az emisyonla enerji, ulaşım ve tarım gibi sektörlerdeki politikalarına nasıl dahil ettikleri ele alınmaktadır.