Renkleriyle Kalplerde Taht Kuran Art Deco ve Tarihi

Mimariden iç tasarıma birçok farklı alanı etkisi altına alan ve günümüzde hala birçok tasarımcıya ilham vermeyi başaran Art Deco ‘akımı’ ile yeniden tanışıyoruz.


Modernizmin moda ve dekorasyona ‘sızmış’ hali olarak kabul edilen Art Deco, tüm ihtişamı ve yaratıcılığıyla günümüzde en popüler ilham kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. Fovizm, pürizm, ekspresyonizm, fütürizm, kübizm akımları başta olmak üzere birçok sanat akımından etkilenen Art Deco’nun izleri, Mısır ve Aztek dönemlerinde üretilen sanat eserlerine dek uzanıyor. Etkilerini en çok mimaride gördüğümüz bu ‘tartışmalı’ akımla yakından tanışmak ve ilham verdiği diğer alanları keşfetmek üzere tarihte ufak bir yolculuğa çıkıyoruz.

Yeni mi, Eski mi?

Empire State, Helsinki Garı ve Rockefeller Center gibi ilk görüşte hayranlık uyandıran silüetlere sahip mimari yapıların temsil ettiği Art Deco akımı, bir sanat akımı olmayı başaramasa da hem mimari hem de dekorasyon alanlarında büyük ilgi uyandıran tasarımlara ilham olmayı başarabildi. Art Nouveau akımına bir ‘tepki’ olarak ortaya çıkmasına karşın birçok diğer akımla olduğu gibi Art Nouveau ile de ilişkisini sürdüren Art Deco, süslemeler ve işlemelerden geri kalmayarak ihtişamını destekleyecek tüm elementleri bünyesi altında toplamaya devam etti. İsmini ilk olarak 1925 senesinde yapılan Exposition Internationale des Arts Décoratifs et Industriels Modernes (Uluslararası Modern Dekoratif ve Sınai Sanatlar) sergisi ile duyuran akımın kaynağı olarak da yine bu sergi gösteriliyor. Bazı kaynaklarda ise akımın 20’li yılların başlarında popülerleşmesine karşın asıl ününe bu sergi ile ulaştığı söyleniyor.

1. Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan bunalımlı atmosferi hiçe sayarcasına canlı renkler ve görkemli detaylarıyla kısa sürede popüler olan Art Deco, başlangıçta yalnızca bir ‘süsleme’ akımıydı. Özellikle mimari yapılar bünyesinde kendini bu süslü detaylarla ortaya koyuyordu. Daha sonra kübizm ile tanışan bu akım, 30’lu yılların ardından uluslararası De Stijl ve Bauhaus akımlarının da yoğun etkisi altında kaldı. Söz konusu tasarım olduğunda işlevselliğe değer veren Art Deco, bu disiplini hem tasarımcı hem de kullanıcılar için çok daha eğlenceli ve renkli bir hale getirdi.

Art Deco Üslubu

Farklı dönem ve akımlardan etkilenen Art Deco’nun en karakteristik ögeleri arasında çıplak kadın figürleri, geyik, antilop ve ceylan gibi hayvanlar, yapraklar ve güneş ışınları bulunuyor. Çoğu zaman akışkan görünen Art Deco tasarımları, geometrik olduğu kadar doğal formları da kapsıyor. Bu akımın ayrıca iddialı renklere ve pahalı süslemelere de yoğun bir ilgisi mevcut. Modern makinelerin kusursuz görünen işçiliğine hayranlık duyan Art Deco çatısı altında simetri ve kusursuz bir biçimde yeniden üretme (tasarımların birbirine olan benzerliği) göze çarpıyor. Akımın en önemli örnekleri ilk olarak ürün tasarımlarında hayat bulsa da sonrasında iç mekan tasarımı ve nihayetinde mimarlığa uzanan bir yol izlenmiş oldu. Art Deco’nun bu anlamda sanat harici her bir noktaya dokunduğunu söyleyebiliriz. Sanat konusuna gelince... Elbette burada da bir etkiden söz edilebilir, ancak temelde Art Deco’nun bir manifesto ya da bir ihtiyaç ile ortaya çıkmamış olması, onu ‘ciddiyetsiz’ bir akım olarak tanıtmış oldu.

Mimarlık ve Tasarımda Art Deco Etkileri

Mimari yapı ve planlama ile herhangi bir iletişim kurmayan Art Deco, yalnızca estetik kaygılarla var olabildi. Belki de bu nedenle mimari anlamda farklı Art Deco anlayışları ortaya çıktı. Kral mezarlarını süsleyen çapraz motifler, oteller, benzin istasyonları, sinema salonları ve gökdelenleri süsleyen bitki ve hayvan tasvirleri ya da şelale izlenimi veren dikey ve güçlü bloklar, Art Deco’yu farklılaştıran ve zenginleştiren bu anlayışların net birer örneği olarak da okunabilir. Üretiminde sanayi anlayışını benimseyen Art Deco, mimaride bu çeşitlilikleri kucaklayarak yapılar aracılığıyla farklı anlatımlara gitmeyi başardı.

Art Deco’yu mimari açıdan incelemek istersek takip etmemiz gereken rota ABD olacaktır. Özensiz yapı anlayışını yerle bir etmek ve şehre unutulmayacak bir silüet kazandırmak isteyen New York Belediyesi’nin 1916 yılında kabul ettiği yasa ile bina yüksekliklerinin parsel büyüklüğü ve sokak genişliğine göre ayarlanması zorunluluğu getirildi. Bu durum da mevcut arazinin bir alan olarak değil, kübik bir mekan olarak ele alınmasını zorunlu kıldı. Böylece Art Deco ile tanışan ABD’nin önemli silüetleri, erken 20. yüzyılın en güçlü mimari imgelerine dönüşmüş oldu. Amerikan kapitalizmini resmeden bu yapıların, daha mekanik ve güçlü birer gösterge haline gelmesi amaçlanıyordu. Chrysler Binası, Empire State ve Rockefeller Center da yine bu dönemde ve Art Deco mantığında tasarlandı. Günümüzde bu ve bunun gibi birçok mimari örneğin mevcut olmasıyla birlikte, Art Deco kendini artık daha çok iç mekan tasarımı ve ürün tasarımında gösteriyor. Tıpkı 60’lı yıllarda olduğu gibi, Art Deco sevgisi günümüzde de yine aynı alanlarda popülerliğini artırmaya devam ediyor.

24.04.2018 - Dekorasyon
İç Tasarım, İpucu